“Garip” biri olmak yaratıcılığı tetikliyor

John Hopkins Üniversitesi’nden Sharon Kim, yaratıcı kişilerin genelde ya yalnız ya da biraz asi kişiler olduğunu gözlemliyor. Sonra da bunu teorisini test etmeye karar veriyor. Yaptığı çalışmada dışlananlar dışlanmayanlara nazaran daha yaratıcı çizimler yapıyor. Fakat bu çalışmada bir şeyi görüyor, bu yaratıcılık avantajından yararlananlar, kendileriyle ilgili bağımsızlığını ilan edenlerde yani dahil olmadığını daha önce de hissetmişlerde ortaya çıkıyor. Çoğu insan için bu garip olma ya da dışlanma durumu çocukluklarında ortaya çıkıyor. Brown Üniversitesi psikiyatri profesörü Arnold Ludwig içinde Frida Kahlo, Jean-Paul Sartre ve John Lennon gibi isimlerin de olduğu 1000 kişinin hayatını inceliyor. Görüyor ki, bu yaratıcı sanatçılar ya da … Okumaya devam et “Garip” biri olmak yaratıcılığı tetikliyor

Bir terapi yöntemi olarak yazı yazmak

Daha önce şu yazıda da bahsetmiştik bir sorunu, problemi kelimelere dökmek yani onu tanımlamak ona karşı olan olumsuz tepkilerimizi azaltıyor ve bizi çözüme çok daha kolay götürüyor. Bunun için de en güzel yöntem yazmak. Hatta bir günlük tutmak. Günlük deyince hemen “sevgili günlük bugün böyle böyle oldu” diye olan biteni anlatacağınız bir şey gibi düşünmeyin. Bahsettiğim şey bir “journal” tutmak. “Expressive writing” dediğimiz şeyin insan sağlığı üzerindeki katkılarına ilişkin çok fazla bilimsel çalışma var. Hem zihinsel hem de psikolojik olarak insan sağlığına büyük katkıları var. Şu araştırmada neler olduğunu bulabilirsiniz. Bahsettiğim günlüğün en önemli özelliği bir amaç çerçevesinde yazılması. Ne … Okumaya devam et Bir terapi yöntemi olarak yazı yazmak

Kendinize en son ne zaman şefkat gösterdiniz?

“Hepimiz kendimizin en kötü eleştirmeniyiz”  Bu lafı belki çokça duymuşsunuzdur. Deneyimlerimize eğer bir negatiflik atfettiysek, bir şeyi yanlış yaptıysak biz bunu hemen öz eleştiriye çeviriyoruz. Öz eleştiri ama ileriye götüren olumlu bir eleştiri değil bu, yıkıcı etkileri olan bir eleştiri biçimi. Depresyona, anksiyeteye, kendimize ait olumsuz bir imaj inşa ettiğimiz bir yöne bizi götüren bir eleştiri. Neden bunu yapıyoruz peki? Evrimsel psikologlar bunu evrimleşme sürecinde bizim iyiyi kötüden ayırt etmeye ihtiyacımız olmasından ileri geldiğini söylüyor. Yani şöyle, daha iyi olabilmek, devam edebilmek için bizim en başta kendi yaptığımız hatalarımızı fark etmemiz gerekiyor. Ki böylece tecrübelerimizden bir şeyler öğrenelim, gelecekte bunları … Okumaya devam et Kendinize en son ne zaman şefkat gösterdiniz?

Tutkuyla mı çalışmak, çalışmakla mı tutkulu olmak?

Genelde başarılı bir iş tavsiyesi verilirken hep söylenir: “tutkunu takip et,”. Ama aslında araştırmalar gösteriyor ki, tutku çok çalışmayı değil çalışmak tutkuyu beraberinde getiriyor. Harvard Business School hocalarından Jon Jachimowicz bir araştırmanın çıktılarına bakarak çoğumuzun bir tutkuyu nasıl sürdürmesi gerektiğini bilmediğinden bunu yaparken başarılı olamadığımızı söylüyor tutkuya dair 3 anahtar noktayı açıklıyor. Tutku, birden bulunabilecek bir şey değil geliştirilebilecek bir şeydir Tutkuyu sürdürebilmek meşakkatlidir çünkü zamanla azalır Tutku, bizi kötü yollara da düşürebilir o yüzden sınırlarını iyi bilmek gerekir Tutkuyu sabit, bir gün başımıza gelecek ya da keşfedilecek bir şeymiş gibi ele almak bizi yanıltıyor. Halbuki örneğin bir işe duyulan … Okumaya devam et Tutkuyla mı çalışmak, çalışmakla mı tutkulu olmak?

YouTube’da Songül Karlı videosuna gelme nedeni

Dikkat çekmek için böyle bir başlık seçtim ama konu aslında tamamen bununla ilgili. Youtube’la ilgili New York Times’da Zeynep Tüfekçi’nin şu yazısıyla ilgili geçen sene çok konuşmuştum çevremde. Bu yazısında kısaca şöyle diyor Zeynep Tüfekçi, 2016’da yılında başkanlık seçimleriyle ilgili Donald Trump videoları izlerken bir şey fark ediyor. Bakıyor ki, bu videoları izlerken Youtube’un önerdiği ve otomatik oynattığı videolar, Holocaust inkarcılığı, beyaz ırk üstünlüğü ya da bunun gibi rahatsız edici videolar olmaya başlıyor. Sonra başka bir hesap açıyor ve o hesaptan da Hillary Clinton ve Bernie Sanders videoları izliyor. Çok geçmeden fark ediyor ki, bu kez sol tandanslı komplo teorileriyle … Okumaya devam et YouTube’da Songül Karlı videosuna gelme nedeni

Mum problemi ve motivasyon

Dan Pink, aşağıda linkini bıraktığım TED konuşmasında, bilimin bildiği ama iş dünyasının uygulamadığı motivasyon bilmecesini anlatıyor. Şu yukarıda görmüş olduğunuz kare bir mum problemi. 1945 yılında Karl Duncker isimli bir psikolog tarafından yaratıldı. Deney şu; insanları bir odaya sokuyorlar ve diyorlar ki “göreviniz mumu duvara masaya damlatmayacak şekilde tutturmak.” Pek çok insan mumu duvara raptiye ile tutturmaya çalışıyor. Ama işe yaramıyor. 5-10 dk sonra pek çok insan çözümü buluyor. Kutuya baktığınızda sadece raptiyeleri tutacak bir araç görürsünüz. Ancak kutunun başka bir işlevi de olabilir, mumu tutacak bir platform. İşte şöyle: Bu problemi kullanarak bir deney daha yapılıyor. Sam Glucksberg isimli bir bilim adamı denekleri alıyor ve diyor … Okumaya devam et Mum problemi ve motivasyon

Ofis hayatının vazgeçilmezi: ayaküstü konuşmalar

Sabah yataktan kalkıyorsunuz, yüzünüzü yıkayıp üstünüzü giyinip servise ya da bir toplu taşımaya atlayıp işe gidiyorsunuz. İşe gidene kadar belki ağzınızı hiç açmıyorsunuz. Ama açasınız da yok. İşe geldiğinizde de o ayaküstü kısa konuşmalardan olabildiğince kaçınmak istiyorsunuz. Yapmayın. Çünkü araştırmalar gösteriyor ki bu ayaküstü kısa konuşmalar aslında iş hayatının vazgeçilmezi olacak kadar önemli. Bundan kaçınma sebeplerimiz çokça. Bazen saçma sapan bir şey söyleyeceğimizden korkuyoruz bazen de karşımızdakinin tavrından. Ama bu, hiç iyi değil. Örneğin iş görüşmeleri: İnsanlar, birilerini o işe uygun olduğunu düşündüğünden değil, o kişiyle birlikte çalışmayı istediğinden işe alıyor. Bunu da yapabilmek için iş görüşmelerinde küçük konuşmalar yapmak … Okumaya devam et Ofis hayatının vazgeçilmezi: ayaküstü konuşmalar

Ofis hayatından bizi yeni nesil kurtaracak

Birileri Gen Z için her şeyi kendinde hak gören tembeller diyedursun, bu, iş hayatını dönüştürmek için ilk adımları atanların onlar olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bu yazıda Gen Z’nin iş hayatıyla ilgili tutum ve davranışları incelenmiş. Çok doğru ve isabetli bir yazı olmuş. Millennial’lar ve Gen Z makam ve mevki peşinde değiller. Daha insancıl şartlarda çalışmak peşindeler. Bu yüzden de aslında şu zamana kadar gelmiş olan alışkanlıkları değiştirmeye uğraşan sessiz savaşçılar. Boomer’lara rağmen. Bu zamana kadar bu blog içinde çokça araştırma paylaştım iş dışından çalışmanın efektifliği etkilememesine ilişkin. Hal böyle iken, yani esnek ve başka yerlerden çalışmanın performansı etkilemediği hatta iyileştirdiği konuşulurken … Okumaya devam et Ofis hayatından bizi yeni nesil kurtaracak

Terapi jenerasyonu

Gün geçmiyor ki uydurulmuş bir jenerasyon adı daha duymayalım. Buyrun yenisi: “terapi jenerasyonu” The New York Times’taki şu yazı, son zamanlarda Instagram’da sıklıkla görmeye başladığımız “terapistleri” konu edinmiş. Dikkatimi çekmesinin nedeni nasıl da hepimizin hemen hemen aynı anda böyle hesaplara ihtiyacımız olduğunu fark etmesi. Wellness endüstrisinin çıkış yaptığı zamanları yaşıyoruz. Kitabevlerine gidiyoruz raflardaki bestseller kitaplar nasıl psikolojik olarak daha sağlıklı olabiliriz üzerine çoklukla. Yoga dersleri, meditasyon atölyeleri artık adım başı. Kendinle ilgilenmek, terapiye gitmek, pozitif düşünmek kısaca zihinsel olarak sağlıklı kalmak artık yeni görevlerimiz. Etrafımızı çevreleyen bu trendin yansıması sosyal medya üzerinde de görülüyor tabii ki. Türkiye’de henüz yaygınlaştı mı … Okumaya devam et Terapi jenerasyonu

“Fly Me to the Moon”

  Eğer okuyucusuysanız fark etmişsinizdir, Popular Science dergisi son 6 aydır “Ay” konusunda bir şeyler paylaşıyor bizlerle hep. Dr. Umut Yıldız da yine yaz aylarında iki sayıda Ay yolculuğuyla ilgili yazmıştı. Biz Marsları konuşurken Ay da nereden çıktı dedim, yazıda onun da cevabı bulunuyordu. Dr. Umut Yıldız’ın Haziran ve Ağustos aylarındaki iki yazısını da birleştirip özetlemek istedim. Neler oluyordu Ay tarafında? Öncelikle minik bir tarihsel yolculuğa gidelim. 1960’lar. Dünya 2 kutba bölünmüş. Bir tarafta kapitalist ABD, öte yanda sosyalist Sovyetler Birliği. Soğuk Savaş dönemi, ikisi de aslında ne kadar güçlü olduklarını gösterme peşinde. Güçlülüğün en büyük göstergelerinden bir tanesi de … Okumaya devam et “Fly Me to the Moon”