Kazuo Ishiguro ve kırk sayfalık kitabı

Bu yılın Nobel Edebiyat Ödülü verilemedi, içimiz buruk. Ama 2017 yılının sahibi Kazuo Ishiguro Bey’in Nobel konuşmasına bakmamamız için bir neden değil. Dev puntolarla yazılmış 40 sayfalık kitap olarak bulabilirsiniz.

O kitap ki okuduğum çokça kitaptan daha fazla şey söylüyor. Çok etkilendiğim yerleri oldu bu Nobel konuşmasının. Onları paylaşmak istedim.

Konuşmasında yazar, hayatındaki dönüm noktalarından bahsediyor. O yüzden kendi tabiriyle “genellikle küçük dağınık anlar” bunlar.

Örneğin, yazar doğulmuyor, olunuyormuş, bir kez daha gördük. Ishiguro yazarlık hayatına geç başlamış. Nedenini şöyle anlatıyor:

“Hayatımın o dönemine kadar kurmaca düzyazı tarzında bunlardan başka pek bir şey yazmamıştım, yazarlık programına da BBC’nin geri çevirdiği radyo oyunumla kabul edilmiştim. İşin aslı, yirmi yaşıma kadar rock yıldızı olmak yönünde kesin planlar yapmamdan dolayı, edebiyat hevesimin farkına yeni yeni varır olmuştum.”

Bunu bilmek çok iyi hissettirmiyor mu?

Sonra bir yazar olarak görevini sorguluyor. Bunu da toplama kamplarını ziyaret ettiğindeki duygularıyla anlatıyor. Tüm o harabeleri görünce bir yazar olarak düşünüyor. Bu vahşeti nasıl hatırlamalı?

“Üzerlerine sonraki nesillerin görmesi için koruma amacıyla pleksiglastan kubbeler mi yapılmalıydı? Yoksa doğanın ağır ağır çürütüp yok etmesine izin mi verilmeliydi? Bu bana daha büyük bir ikilemin güçlü bir metaforu gibi geldi. Böyle anılar nasıl korunmalıydı? Cam kubbeler bu habislik ve ıstırap kalıntılarını yavan teşhir objelerine dönüştürür müydü? Neyi anımsamayı seçmeliydik? Unutup yola devam etmek için uygun zaman neydi?”

Peki yazar olarak kendi ne yapmalıydı?

“… yakın bir gelecekte, o büyük olaylara kendi gözleriyle tanık olanların çoğunun hayatta olmayacakları geldi aklıma. Sonra ne olacaktı? Anımsamanın ağırlığı benim kuşağımın omuzlarına mı binecekti? … Artık beni, insanlara öyküler anlatan bir yazar olarak, şimdiye dek habersiz olduğum bir görevim mi vardı?”

Bu dönüm noktasından bir sonraki dönüm noktasına, kitaba ismini veren “Yirminci Yüzyıl” filmini izlediği ana gidiyoruz. Orada bize büyük bir sır veriyor:

“…Ama yalnız şunu söyleyebilirim ki, bu fikir benim aklıma yazarlık hayatımın şaşılacak kadar geç bir noktasında geldi ve onu, bugün size anlattığım diğer olaylarla mukayese edilebilecek bir dönüm noktası olarak görüyorum. O andan itibaren öykülerimi farklı bir yolla oluşturmaya başladım. Örneğin “Beni Asla Bırakma” adlı romanımı yazarken, en başından romanın merkezindeki ilişkiler üçgenini, sonra da buradan yayılıp ayrılan diğer ilişkileri düşünerek yola çıktım.”

Bu gibi dönüm noktalarının “küçük aydınlanmalar” olduğunu söylüyor. Bir diğer aydınlanması ise şu oluyor: ”

“İronik, özgür düşünceli insanlarla dolu, medeni, ufuk açıcı bir yer olan dünyamın, aslında zannettiğimden çok daha küçük olduğunu anladım.”

Peki günümüz dünyası için ne düşünüyor? Geleceğin yazarları için.

Şöyle özetleyebilirim aslında, büyük kıyımların yaşandığı, vahşetlerden gelen ve totaliter rejimlerin hüküm sürdüğü bir çevreden liberal demokrasilerin hakim olduğu yere gelen bir nesle ait olduğu için kendini iyimser olarak tanımlıyor:

“Ben iyimserliğe meyilli bir kuşağa aitim; neden öyle olmayalım ki?”

“Toplumlar muazzam değişimlere uyum sağlama mücadelesi verirken, çıkacak kavgalara, çatışmalara ve savaşlara farklı bakış açıları getirmeyi ve duygusal boyutlar katmayı sağlayacak bir şeyim kaldı mı benim? Yola devam etmek ve elimden geleni yapmak zorundayım.”

Şimdiki nesil için de umutlu:

“Ancak genç kuşaktan yazarların yol göstereceğine ve ilham vereceğine güveniyorum. Bu onların devri, bende eksik olan bilgi ve sezgilere onlar sahip olacak. Kitap, sinema, televizyon ve tiyatro dünyasında bugün cüretkar, heyecan uyandıran yetenekler görüyorum. Bu yüzden iyimserim. Neden olmayayım ki?”

Nobel için yani kendi tabiriyle “küçük edebiyat köşesi” için de iki tane önerisi oluyor:

“Öncelikle ortak edebiyat dünyamızı, seçkin birinci dünya kültürlerinin konfor alanlarının ötesinden daha fazla ses içerecek şekilde genişletmeliyiz. …İkincisi iyi edebiyat tanımımızın fazla dar ya da tutucu olmaması için büyük özen göstermeliyiz.”

Çok yaşasın.

Yazının orijinali şurada:

https://www.nobelprize.org/prizes/literature/2017/ishiguro/25124-kazuo-ishiguro-nobel-lecture-2017/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s