İyi aile yoktur.

 

“Yetişkinlikler itaati büyümekle karıştırırlar; halbuki itaat, çocuğun en büyük ahlaksızlığıdır.” Wincott.

Etrafımdaki tüm müstakbel ebeveynlere okutmakla kendimi görevlendirdiğim, okuduğumdan beri davranışlarıma, ilişkilerime farklı baktığım, anne-çocuk ilişkisini bence en başından değiştiren bir kitaptan bahsetmek istiyorum: İyi Aile Yoktur. Bu sadece bir çocuk yetiştirme kitabı değil kesinlikle, aynı zamanda biz yetişkinlerin de yetiştirilme hikayesi. Sizin neden siz olduğunuza yanıt vermeye çabalayan bir çalışma.

Çocuğa, büyüklerin her zaman haklı olduğunu, annesini üzmesinin sebebi ne olursa olsun suç olduğunu ve bu nedenle de kendisini savunmamayı öğretiyoruz. Henüz büyükler sofraya geçmeden çocukların sofraya oturmamasını ya da daha da kötüsü küçüklere görece daha dandik bir sofra hazırlayıp küçük sofrası yaparak çocuğun oraya layık olduğunu da öğretiyoruz. Çocuklardan, belirlediğimizi kurallara uymalarını, bizi üzmemelerini, onun iyiliğini düşündüğümüz için en iyisini bizim bildiğimizi kabul etmesini bekliyoruz.

Ama işte ne yazık ki böyle yaparak sorgulamayan, kurallara itaat etmeyi seven, annesine-babasına “ben bunu istemiyorum” diyemeyen, bunu diyemediği için içten içe mutsuz hayatlar yaşayan bireyler yetiştiyoruz. Kitap diyor ki “Ne kadar iyi bir anne-baba olduğunuzun en önemli göstergesi çocuğunuza ne kadar çok şey öğretebildiğiniz değil, çocuğunuzdan ne kadar çok şey öğrenebildiğinizdir.”

Çocuğunuzu doğurmayı siz kendiniz tercih ettiniz ve bunu çocuğunuz için değil kendiniz için yaptınız. Ona sahip olmanın sizin için iyi olacağını düşündünüz. Fakat sonra bir an geldi, çocuğun size muhtaç olduğunun bilinciyle çocuğa karşı üstünlük elde ettiniz. Bu üstünlüğü de“bunu yapamazsın” deme hakkını kendinizde görerek pratiğe döktünüz. Ama işte çocuğuna “böyle yapamazsın” deme hakkını kendinizde görmeniz, yaptığınız şeylerin fedakarlık değil, karşılığını çocuktan beklediğiniz şeyler olduğunu gösteriyor. Anne- baba olarak yapılması gereken çocuğun iyiliğini istemek değil, mutluluğunu istemek aslında. Fakat bir türlü bunu beceremeyen ebeveynlerle donatılmışız.

“Neyin çocuğun yararına olacağını keşfedilmemiz için, önce çocuk için en iyisini, en doğrusunu zaten bildiğimiz, ne yaparsak yapalım çocuğun iyiliği için yaptığımız düşünesini bir kenara bırakabilmemiz elzem. Çocuğunuz için en iyisini siz bilmiyorsunuz. Çocuğunuz için en iyisini, eğer çocuğa ve olaylara doğru bir şekilde kulak verebilirseniz, ortaya çıkan durumlar ve çocuğunuz size kendisi gösterecek.”

Kitaptaki şu kısım bana ve etrafımdaki herkese çok tanıdık geldi: Anneniz, evi temizlemiştir. Bunu da muhtemelen ya misafir gelecek diye ya da bayram diye yapmıştır. Sizden de o evi dağıtmamanızı (hatta benim annem banyo yapamazsın banyoyu temizledim derdi) ister. Mümkünse odadan çıkmayıp evi dağıtmamanızı ister sizden.  Ama işte gelin görün ki, şartlarını annenin oluşturduğu ve çocuktan sadece riayet etmesini beklediği ev, ne yazık ki çocukla birlikte yaşanan ortak bir alan olamıyor. Ancak ebeveyninin belirlediği şartlara uyduğu takdirde o evde yaşayabildiği, gidecek başka yer olmadığı için de mecburen orada yaşamak zorunda olan çocuk aslında o ebeveynin dünyaya getirdiği ama yersiz yurtsuz kalmış bir çocuktur.

Ebeveynliğin yanlış anlaşıldığına bir diğer güzel örnek: “Siz hiç, çocukluğunun kötü geçtiğini iddia eden ve bunu “Annem pilavın kıvamını bir türlü tutturamadı”, “Kahvaltılar berbattı” “Balkonu seneden seneye yıkıyorlardı” “Evi de ancak iki haftada bir süpürüyorlardı” gibi cümlelerle açıklayan, bu gibi fiziksel durumları yetişkinlikte aşılamayan derin yaralar olarak anlatan birine rastladınız mı?” diye soruyor kitap. Ama niyeyse anneliğin, güzel yemekler yemeyle, temiz ve düzenli bir evde yaşamakla ölçüldüğü bunların gerekli olarak dayatıldığı değerlerle büyüdük.

Sartre, sevmenin, kendini sevdirme projesi olduğunu söyler. Sevgi, karşımızdaki kişi bizi sevmediğinde de bundan etkilenmeden kalıyorsa, değişmiyor, azalmıyorsa, o zaman gerçek sevgidir. Kitap diyor ki, eğer çocuk sizi sevmeme özgürlüğü olduğunu biliyorsa ve buna rağmen sizi seviyorsa işte gerçek sevgi o. Ama eğer çocukta ebeveynini sevmeme gibi bir alternatif yoksa o sevgi mecburi, zoraki bir sevgiden hatta itaatten başka bir şey olamaz.

Çok beğendiğim bir alıntıyla bitiriyorum:

Hayatta varoluşunuzu en güçlü, en coşkulu, en yaratıcı biçimde ortaya koyduğunuzu içinizde duyduğunuz, kendi yaptığınız, başardığınız herhangi bir şeyi düşünün; bunu aileniz sayesinde değil, ailenize rağmen başardığınızı göreceksiniz.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s