Belki de mutlu olmak istemiyoruzdur

Aslında hepimiz mutlu olmak istediğimizi söylüyoruz ama Nobel ödüllü bilişsel psikolog Daniel Kahneman’a göre aslında çoğumuz farklı bir yöne gitmek istiyoruz.

Mutluluk ve tatmin birbirinden ayrı iki kavram diyor. Mutluluk, beklenmedik anlarda gelişen ve geçici bir anlık deneyimken; tatmin, hedefler belirleyip onları aşmaya ve hayal ettiğimiz hayatı yaşamaya yönelik bir hayat kurmakla oluşan uzun süreli, zamanla oluşan bir his.

Örneğin, günlük mutluluklar araştırıldığı zaman arkadaşlarla vakit geçirmek ilk sırada yer alırken iş tatmine geldiği zaman tatmin edici bir hayat kurmak çok da sosyalleşmekle ilgili değil, o kısım daha büyük resme bakmayı tercih ediyor. Bu da şu anlama geliyor, insanlar mutluluklarını artırmakla ilgilenmiyor. İnsanların asıl istedikleri kendileri ve hayatlarıyla ilgili tatminlerini artırmak. Bu da onları mutluluğu artırmaktan ziyade bambaşka yönlere itiyor.

Hayat tatmini beklentileri karşılamak, hedefleri başarmakla ilgili. Mesela para, hayat tatmininde çok önemli bir yere sahip ama iş mutluluğa gelince sadece azaldığında etkisi olan bir şey. Varlık mutluluğu aşırı artıran bir şey değil. Yani dünyanın en zengin adamı kadar mutlu olabilirsiniz eğer temel ihtiyaçlarınız karşılanmışsa.

Mutluluğun gelip geçici hissi çok da hayat tatminine katkıda bulunmuyor. Geri dönüp baktığında birçok mutlu anısı olan biri bütüne baktığında çok da memnun görünmeyebilir. Buradaki anahtar kelime “anı”. Tatmin, geçmişe dönük bir kavram. Mutluluk ise gerçek zamanda zuhur ediyor. Anı, süregiden bir kavramken hisler geçiyor.

Örneğin tatile gittiğinizi düşünün. Psikoloğumuza göre, eğer biri bir tatile gideceğini orada güzel anılar biriktireceğini ama hiçbir fotoğraf çekemeyeceğini bilirse gitmemeyi seçebilir. Bunun nedeni, sonraya da yansıması olan tatmin edici anılar yaratmak. Yani iyi zaman geçirmekle, onu kayda almaktan daha az ilgileniyoruz. Şu anda yaşadığımız sosyal medya odaklı kültürümüzü biraz daha anlamamıza yardımcı oluyor bu teori aslında. Kendimizi eğlendirmek yerine kıskanılacak varlığımızı göstermekle daha fazla ilgileniyoruz. Arkadaş ve takipçi kasmak sevdiğimiz insanlarla vakit geçirmekten daha önemli hale geliyor ki bu da bizi mutsuz ediyor.

Mutluluğu başkalarının eşliğinde hissediyoruz diyor Kahneman. Ama bu başkaları derken vurgulamak istediği şey ilişkiler ya da spontanlık değil, hayatın anlamını da gözettiğin daha uzun vadeli şeyler.

Kendimize sormamız gerekiyor ne istiyoruz? Mutlu olmak mı? Olumlu duygular hissetmek mi? Ya da kendimize memnuniyet anlamında çok da bir şey katmayan fakat başkalarına ve kendimize anlatmaya değer anlatılar oluşturmak mı?

Kaynak

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s