Kendinize en son ne zaman şefkat gösterdiniz?

“Hepimiz kendimizin en kötü eleştirmeniyiz”  Bu lafı belki çokça duymuşsunuzdur.

Deneyimlerimize eğer bir negatiflik atfettiysek, bir şeyi yanlış yaptıysak biz bunu hemen öz eleştiriye çeviriyoruz. Öz eleştiri ama ileriye götüren olumlu bir eleştiri değil bu, yıkıcı etkileri olan bir eleştiri biçimi. Depresyona, anksiyeteye, kendimize ait olumsuz bir imaj inşa ettiğimiz bir yöne bizi götüren bir eleştiri.

Neden bunu yapıyoruz peki?

Evrimsel psikologlar bunu evrimleşme sürecinde bizim iyiyi kötüden ayırt etmeye ihtiyacımız olmasından ileri geldiğini söylüyor. Yani şöyle, daha iyi olabilmek, devam edebilmek için bizim en başta kendi yaptığımız hatalarımızı fark etmemiz gerekiyor. Ki böylece tecrübelerimizden bir şeyler öğrenelim, gelecekte bunları yapmayalım. Dolayısıyla kusurlarımıza, hatalarımıza başarılarımızdan daha fazla önem vererek evrimleştiğimizi söylüyorlar.

Kristin Neff de diyor ki,  kendimizi eleştirerek motive olacağımıza inanıyoruz. Eğer kendimize iyi davranırsak, tembel olacağımızı, yetkinliklerimizi kaybedeceğimizi düşünüyoruz. Aslında tüm araştırmalar tam tersini söylüyor.. Kendimizi eleştirdiğimiz zaman, vücudumuzdaki savunma mekanizmasını devreye sokuyoruz. Çünkü bunu bir tehdit olarak algılıyoruz kendimize. Bu tehdite karşı da saldırıya geçmemiz gerekiyor. O zaman ne oluyor, biz hem saldıyı yapan kişi hem de saldırıya yanıt veren oluyoruz. Adrenalin ve kortizol salgılayıp fight & flight, savaş ya da kaç yanıtına kendimizi hazırladığımızda da yüksek stres, ve hatta depresyona sürükleniyoruz. Böyle bir ortamda motive olur mu insan tabii ki olmaz. Fakat öz şefkat ile o kortizol seviyesini düşürüyoruz. Oksitosin salgılıyoruz. Bu tabii ki elimizden geleni yapabilmemiz için daha iyi bir ortam salgılıyor.

Peki ne yapmalı?

Bunun için 3 adım yer alıyor NYT’daki makalede.

İlk adım: Karar vermek. Yani kendinizle ilgili düşünme şeklinizde yeni bir yolu deneyeceğinize dair bir seçim yapmak. Bundan sonra kendinize daha nazik davranmaya, kendinizi yargılamayı bırakmaya bir söz vermek. Bunu yapabilmek için de tabii ki düşüncelerinizin farkında olmanız gerekiyor. Meditasyon düşünceleri fark etmek için iyi bir başlangıç. Bir deneyin zaten düşüncelerinizin nerelere gittiğini göreceksiniz. Onları fark etmek ve dur demek biraz çaba istiyor. Kendinizle olumsuz bir şekilde konuşmaya başladığınızda hemen araya girin. Olumsuz düşüncelerin akla gelmesini gönüllülük çalışmaları, aile bireyleri için iyi bir şeyler yapmak falan azaltıyormuş, bilginize.

İkinci adım: Eleştirilere sevecenlikle yanıt vermek. Tembel ve işe yaramazsın diyen iç sesinize, elinden gelenin en iyisini yapıyorsun ve hepimiz hata yapabiliriz diyebilmek.

Üçüncü adım: bu biraz zor ama en önemli adımlardan biri. O da, tüm bu öz eleştiriler, öz yargılar aklınızdan geçtiğinde neler hissediyorsunuz ve onlar gittiğinde neler hissediyorsunuz bu iki an arasındaki farkı görebilmek. Bu işte biraz ödül yöntemini hack’lemek gibi. Bakıyorsunuz ki tüm bu düşünceler aklınızdan gittiğinde harika hissediyorsunuz o yüzden artık öyle davranmaya başlıyorsunuz. Beyindeki Orbitofrontal cortex’in iki seçim varsa hangisi daha az acılı ve keyifliyse ondan dewamke demesiyle ilişkili tamamen bu.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s