Şikayet etmemenin çaresi şikayet etmemek

Farkında mısınız bilmiyorum ama genelde bir ortama girdiğiniz zaman muhabbeti hep şikayet edilecek yerlerden tutmaya çalışırız. Tabii ki coğrafya kaderdir.  Bunu şekillendiren bir sürü sebep var, özellikle burada. Yine de araştırmalara göre zaten her bir dakikada bir şikayet ediyormuş insan.

Özellikle beyaz yaka çalışanlarda çok fark ediyorum. Hak vermemek elde değil çünkü bi yanda bir balon var: gezerek, yiyerek, içerek para kazanma olasılığı. Bunu yapanları görüyoruz. Demek ki yapılabilen bir şey. Başka bir balon daha var: sevdiğin şeyi işe dönüştür, hobilerinle para kazan… Bir yandan da bu pompalanıyor. “Ben de beyaz yakaydım işi bıraktım her şeyi riske edip bilmemnereye gittim şimdi harika hayatım var” . Tüm bunlara maruz kalan 9-6 çalışan beyaz yakalar, böyle bir şey varsa ve yapılabiliyorsa ben niye burdayım diye soruyor olsa gerek. Sonrası hep aynı. Ya çalışmanın kendisiyle ilgili dertlerimiz oluyor ya çalıştığımız kişilerle ya da yaptığımız işle.. Hal böyle olunca işinden memnun olanları pek duymuyoruz da hep böyle farklı hayalleri olanları ve işini sevmeyenleri duyuyoruz.

Bu konu, Stoacıların “mutluluk dışarıdan gelmez mutluluk insanın içinden dışarı çıkan bir şeydir” şiarından yola çıkarak da ele alınabilir. Ancak hiç oralara girmek istemiyorum. Ben yalnızca, bu şikayet etme olayının aslında fark etmeden bizi nasıl olumsuz etkilediğinden bahsetmek istiyorum.

Şikayet etmek güzel bir şey. Yani insanı rahatlatıyor, doğru. Ama bol yağlı patates kızartması yemek ya da sigara içmek gibi bir güzellik bu bahsettiğim. Yaparken çok güzel ama aslında vücuda o kadar da iyi gelmiyor.

Çünkü nöronlar arasındaki ilişkiler siz bir şeyi ne kadar fazla tekrar ediyorsanız o kadar kuvvetleniyor. Bu bir piyano çalmak konusunda olduğu gibi şikayet etmek konusunda da böyle. Gün geçtikçe kuvvetlendirdiğiniz o yapı ileride sizin o eylemi gerçekleştirirken daha kolay gerçekleştirmenizi sağlıyor. Ama bunu negatif bir şey için düşündüğünüzde, ki şikayet etmeden söylenmeden bahsediyoruz, bu demek ki siz fark etmeden dahi beyniniz negatifi bulup onunla ilgili söylenme üzerine odaklanacak. Bu da sizin pozitif şeyleri daha az algılamanıza ve şikayet etmenin artık sizin varsayılan ayarınıza dönüşmesini sağlayacak.

Ayrıca Stanford Üniversitesi’ndeki bir araştırma şikayet ederken beynin problem çözme ve zekayla ilişkili olan kısmına da hasar verdiğini söylüyor.

Tabii ki New York Times’da bununla ilgili de çok güzel bir yazı vardı. Orada bi psikoterapist güzel bi şey söylüyor bu şikayet etme konusuyla ilgili. “Toplum olarak hislerimizi ifade etmekte çok iyi olmadığımız için, genelde hislerimizi ifade ederken şikayet etmeyi tercih ediyoruz” diyor. Bu aynı zamanda karşıdaki kişiyle bir bağ kurmaya da yarıyor.

Yani aslında bi yandan şikayet etmek tükaka ama öte yandan bunu birbiriyle paylaşan insanlar arasındaki bağlar kuvvetli oluyormuş. Ama tabii iki tarafın tatminsizliklerinden biri hallolduğunda bu bağ yıkılıyor. Pek sağlam bir bağ değil anlayacağınız.

Şikayet etmek hayatımızın bi parçası.  Hatta o negatif duyguların bi şekilde içimizde kalmaması da gerekiyor. Ama bunu doğru bir şekilde yapmak gerekiyor.

Doğru şikayet etmek nasıl olur?

Öncelikli konu her şeyde olduğu gibi, farkındalık. Yani birine bir şikayetinizi söylerken o an şikayet ettiğinizin farkında olmanız gerekiyor. Yaptığınız konuşma sadece şikayet edip bırakmak üzerine değil konuyla ilgili destek almak için ya da alacağınız bir aksiyonla ilgili bilgi vermek için olmalı. Yani “ben evet şu an şikayet ediyorum ama bunun bir amacı var, bu konuşmadan şunu almayı hedefliyorum” gibi. Dolayısıyla sürekli şikayet eden bir otopilot olmaktan çıkıyorsunuz.

Bir diğer öneri, hani dedik ya olumsuz düşüncelerin çıkması lazım diye, tabii ki journaling. Yani bi günlük tutma. Böylece kendi kendinizle konuşurken hem daha farklı perspektifler edinebiliyorsunuz hem de bi şekilde sonuca varabiliyorsunuz.

Alison Ledgerwood’un TED konuşmasından bahsetmiştim. Zihnimizin varsayılan ayarının aslında daha çok negatif düşüncelere takılı kalmasını anlatıyordu. Eğer önce bi konuyla ilgili negatif düşünüyorsanız, sonra o konuyla ilgili olumlu bir şeyler bile olsa yine de olumsuz düşünmekte takılı kalıyorsunuz diyodu kabaca. Ve önerisi de zihni olumluyu görebilmek üzerine eğitmekti. Şimdi düşününce, zihin zaten negatife takılı kalmaya bu kadar hevesliyken, bir de işinizle ilgili hayatınızdaki kişiyle ilgili sürekli söylenirseniz bu konularla ilgili pozitif bir düşünce nasıl yaratabilirsiniz.

Aynı şeyi, masalcı Judith Liberman, Tedx konuşmasında çok güzel anlatıyor. Siz kendi hikayenizi nasıl anlatıyorsunuz diye.

Demem o ki, şikayet ettikçe muhtemelen şikayet edeceksiniz. Bu döngüyü kırmak için de ben derim ki bir de şikayet etmemeyi deneyin. Bir de her güne şükran duyduklarınızı söylemekle başlamayı ya da sohbetlerinizi hep hayatınızdaki olumlu şeyler üzerinden kurmayı deneyin derim.

https://www.nytimes.com/2020/01/06/smarter-living/how-to-complain-.html

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s