Sıradan olayları sıra dışı kutlama sevdası

İnanamazsınız, geçenlerde Arizona’da cinsiyet söyleme partisinde (böyle mi deniyor bizde bilmiyorum) ormanı yakmışlar. Gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Belki duymuşsunuzdur: boşanmalar, iş yeri değişiklikleri, evcil hayvanların doğum günleri, birini baloya çağırmak gibi gibi aslında hayat içerisinde sıradan olan olaylar da artık herkese açık bir şekilde yapılan partilerle kutlanmaya başlandı. Peki nereye gidiyor bu her şeye parti yapma sevdası? Daha önceleri sıradan karşılanan ya da özel olarak kutlanan bazı olayların şimdi herkese açık bir şekilde kutlanmasının nedeni ne? New York Şehir Universitesi iletişim hocası en önemli nedenin sosyal medya olduğunu söylüyor. Sadece fikir vermiyor sosyal medya, aynı zamanda ideal bir kutlama … Okumaya devam et Sıradan olayları sıra dışı kutlama sevdası

Suçlu mu aradınız? Millennial deyin yeter.

Ah gün geçmiyor ki Millennial’lar bir şey için daha suçlanmasın. Ama şu elimde görmüş olduğunuz makale, bu konuya bir nokta koyuyor. “Yeter” diyor, “ekonomiyi onlar öldürmedi, ekonomi onları öldürdü” Yıllarca çeşitli makalalelerde ve araştırma raporlarında hep Millennial’ların önceki jenerasyonlarına göre tüketimlerinin daha farklılaştığını ya da daha az harcadıklarına dair şeyler okuduk. Fakat bu makale diyor ki, böyle okuduk ama meğer biz bunu yanlış yorumlamışız. Evet, bu jenerasyonun yalnızca yüzde 34’ü ev ve araba sahibiyken Baby boomers ve Gen x’in o zamanlarda yüzde 50’si bunlara sahipti. Ama bu şimdiki jenerasyonun daha az araba ve ev istemesiyle ilgili değil, ekonomi yüzünden bunu … Okumaya devam et Suçlu mu aradınız? Millennial deyin yeter.

Kazuo Ishiguro ve kırk sayfalık kitabı

Bu yılın Nobel Edebiyat Ödülü verilemedi, içimiz buruk. Ama 2017 yılının sahibi Kazuo Ishiguro Bey’in Nobel konuşmasına bakmamamız için bir neden değil. Dev puntolarla yazılmış 40 sayfalık kitap olarak bulabilirsiniz. O kitap ki okuduğum çokça kitaptan daha fazla şey söylüyor. Çok etkilendiğim yerleri oldu bu Nobel konuşmasının. Onları paylaşmak istedim. Konuşmasında yazar, hayatındaki dönüm noktalarından bahsediyor. O yüzden kendi tabiriyle “genellikle küçük dağınık anlar” bunlar. Örneğin, yazar doğulmuyor, olunuyormuş, bir kez daha gördük. Ishiguro yazarlık hayatına geç başlamış. Nedenini şöyle anlatıyor: “Hayatımın o dönemine kadar kurmaca düzyazı tarzında bunlardan başka pek bir şey yazmamıştım, yazarlık programına da BBC’nin geri çevirdiği … Okumaya devam et Kazuo Ishiguro ve kırk sayfalık kitabı

Kaybolmaya yüz tutmuş sanatlar: Konsantrasyon.

Hepimiz uyandıktan itibaren gün içinde birçok kez telefonumuzu kontrol ediyoruz. Bizim için bu çok normal görünse de aslında konsantrasyon yeteneğimizi kaybediyoruz günden güne. 2005 yılında yapılan bir araştırmaya göre sürekli olarak e-posta yoluyla ya da telefonlarla dikkatimizin dağılması, bölünmemiz IQ seviyesinde 10 puanlık bir düşüşe neden oluyor ki bu aslında marijuana içmekten 2 kat daha fazla demek. Sürekli bölünme aynı zamanda uykusuzluk etkisi de yaratıyor. Nicholas Carr’ın 2008’de Atlantic için yazdığı bir makalede söylediği şey çok çarpıcı ve bakın nasıl da gerçek. Beyfendi diyor ki, eskiden bir kitabı ya da uzunca bir makaleyi okumak, ona kendimi kaptırmam kolaydı ama şimdi … Okumaya devam et Kaybolmaya yüz tutmuş sanatlar: Konsantrasyon.

Münasip bir koca bulma kılavuzu

“Koca bulmak için 129 yol” adlı 1958 yılına ait bir makaleyi paylaşmış Kim Marx-Kuczynski Hanım. Bu makalenin sahibi, 16 kişiye yalnız kadınların kullanabilecekleri stratejilerle ilgili beyin fırtınası yapmalarını söylemiş ve ortaya gerçekten çok ilginç bir liste çıkmış. Çünkü kişilere önyargılarıyla hareket etmemeleri özellikle tembihlenmiş. Eh, onlar da düşüncelerini kafalarına geldiği gibi yazmışlar. Makaleyi bizlerle paylaşan kişinin yorumu dikkate değer. Diyor ki, bu liste aslında dönem dönem sosyal değerlerin, tutum ve davranışların ne kadar değiştiğini gösteriyor. O zamanlar çok kabul gören birtakım davranışların, o zamanlar kabul görmesine şu an şaşırabiliyoruz. Listeyi burada paylaşıyorum. Teker teker Türkçeye çevirmeyeceğim ama gerçekten çok sevdiğim maddeleri … Okumaya devam et Münasip bir koca bulma kılavuzu

Sahte makalelerle profesör olunur mu?

Şu habere göre; olunur sanırım. Sosyal bilimlerde master/doktora yapanlar iyi bilir. Yazılan makaleleri, tezleri, ödevleri sadece belirli bir zümre anlar. Yani aslında ma kalenizde söylemek istediğiniz şey basit olsa bile onu öyle tumturaklı bir şekilde anlatmanız gerekir ki akademik görünsün. Çok acı. Bunun farkında olan 3 genç ise 20 tane fake paper yazarak onları iyi journal’larda yayınlatmayı da başarmışlar. (12 ayda 7 tanesi yayımlanmış 6 tanesi reddedilmiş) Bu paper’ların söylediği adam gibi bir şey yok. Hepsi saçma sapan sonuçlara varıyor ama hepsi akademide kullanılan karmaşık bir jargonla bunu yapıyor. Mesela bir örnek; “Gender, Place and C ulture” Journal’ında yayımlanan makalenin … Okumaya devam et Sahte makalelerle profesör olunur mu?

Milgram deneyi

Yüksek lisansta çokça ders gördüm ama en çok aklımda kalanı Holocaust temsiliyle ilgili olandı. Orada en çok ilgimi çeken konu da tabii ki Eichmann davası ve “The Banality of Evil” kavramıydı. Okuduğum bir kitapta çok toparlanmış bilgiler vardı. Onu paylaşmak istedim. Buyrun: İki deneğe, cezanın öğrenme yeteneğine etkilerinin irdeleneceği bir deneye katıldıkları söylenir. Hangisinin öğretmen hangisinin öğrenci olacağına kurayla karar verilecektir. Ancak deneklerin bilmediği şey kura sonucunun önceden belirlenmiş olduğudur. Deneklerden biri deney asistanlarından biridir. Bu husus diğer ve asıl denekten gizli tutulur. Yani asıl denek deneyin tüm etaplarına öğretmen olarak katılır ama bunun tesadüfen böyle olduğunu sanarak, ‘pekala öğrenci … Okumaya devam et Milgram deneyi