Kaybolmaya yüz tutmuş sanatlar: Konsantrasyon.

Hepimiz uyandıktan itibaren gün içinde birçok kez telefonumuzu kontrol ediyoruz. Bizim için bu çok normal görünse de aslında konsantrasyon yeteneğimizi kaybediyoruz günden güne. 2005 yılında yapılan bir araştırmaya göre sürekli olarak e-posta yoluyla ya da telefonlarla dikkatimizin dağılması, bölünmemiz IQ seviyesinde 10 puanlık bir düşüşe neden oluyor ki bu aslında marijuana içmekten 2 kat daha fazla demek. Sürekli bölünme aynı zamanda uykusuzluk etkisi de yaratıyor. Nicholas Carr’ın 2008’de Atlantic için yazdığı bir makalede söylediği şey çok çarpıcı ve bakın nasıl da gerçek. Beyfendi diyor ki, eskiden bir kitabı ya da uzunca bir makaleyi okumak, ona kendimi kaptırmam kolaydı ama şimdi … Okumaya devam et Kaybolmaya yüz tutmuş sanatlar: Konsantrasyon.

Neden mutlu olamıyoruz?

Gün geçmiyor ki harika bir kitapla ve yazarının röportajıyla karşılaşmayalım. Buyrun. Bu röportaj “The Happiness Fantasy” adlı kitabın yazarı İsveçli araştırmacı Carl Cederström’e ait. Ben röportajın tamamını çeviremeyeceğim ama mutluluğa dair çok güzel tespitler, bilgiler var onları paylaşayım dedim. Şöyle bir şeyi savunuyor kitap: karşı kültüre ait birtakım değerler – özgürlük, sahicilik, serbestlik- bunlar tüketim ve üretim kültürünü devam ettiren kurumlar tarafından adapte edildi. Dolayısıyla da bizlere kalan daha az mutluluk oldu. Çünkü kitabın yazarına göre mutluluk aslında bireysel bir olgu olarak değil, etrafımızdaki dünyayla daha derinden bağlantı kurmayı teşvik eden kolektif bir proje olarak görülmeli. Mutluluk kişinin içsel özgürlüğü, … Okumaya devam et Neden mutlu olamıyoruz?

Her gün şikayet ederseniz, her gün şikayet edersiniz.

Şu makaleyi okuduğumdan beri değiştim sanırım. Şunları diyor: İnsan beyni çok acayip. Oyun hamuru gibi şekillendirebiliyorsun. Dr. Michael Merzenich -kendisi dünyanın en tanınmış nörobilimcisi –  düşüncelerimizle beynimizdeki yapısal ilişkiyi kanıtlıyor. Yani şöyle, deneyimler, inançlar, düşünceler, alışkanlıklar beynimizin kendi bağlarını oluşturmasını etkiliyor. Daha da spesifik olmak gerekirse, sürekli şikayet eden, hiçbir şeyden tatmin olmayan negatif insanların bunu alışkanlık haline getirdiklerinde, yani tekrarladıklarında düşünce yapısını değiştirdiğini değişen düşünce yapısının da değişen inançlara yol açtığını söylüyor. Tüm öğrenmenin anası, tekrarlama. İşte şikayet ederek tekrar tekrar negatife odaklandığımızda, negatiflikten sorumlu olan nöronları ateşliyoruz aslında. Bildiğiniz kısır döngü. Tekrar ederek olumsuz davranışlar geliştiriyoruz olumsuz davranışlar … Okumaya devam et Her gün şikayet ederseniz, her gün şikayet edersiniz.